Dünya’daki Enerjilere Öfkeliyim ! – Fatih KAYA


Artık her şeyi bir kenara bırakmanın vakti gelmedi mi? Sadece olduğumuz yerde durmanın ve bir etrafımıza bakmanın… Nereye baksak bir çıkmaz sokak… Dünyadaki sıkıntılar, ülkelerdeki sıkıntılar, şehirdeki sıkıntılar, toplumdaki sıkıntılar, ailedeki sıkıntılar, ilişkilerdeki sıkıntılar, doğal afetler, savaşlar, bireysel ve ruhsal sıkıntılar… Sizin de ne zaman bir rahat nefes alırım diye merak ettiğiniz oluyor mu?

Olmuyor diyenlere söylenecek bir söz yok, demek ki onlar hayatlarını güllük gülistanlık yaşıyorlar. Fakat diyorsanız ki; ne yaparsam yapayım istediğim mutluluğu elde edemiyorum, hiçbir şeyi değiştiremiyorum; o zaman farklı bir perspektiften bakmanın zamanı gelmiş demektir.

Değişim deyince birçok insan endişelenmeye başlıyor olabilir. Sabit olmanın ve alışılmışlığın verdiği bir güven duygusu vardır. Biz değişim kelimesi yerine; “mutluluğa bir adım daha yaklaşmak” diyebiliriz, Mutlu ve huzurlu olabilmek için farklı yollar keşfetmek… “Mutluluğa bir adım daha yaklaşabilmek için kendinizi değiştirmeniz gerekir” gibi cümleleri çok duyduk. Bir çok kez değişmeye çalıştık, denedik; fakat Dünya’nın durumuna baktığımızda yaptığımız çalışmaların, savunduğumuz fikirlerin ve korumaya çalıştığımız değerlerin günbegün yitip gittiğine de şahit olduk.

Metamorfoz

Peki değişim gerçekten nedir?

Savunduğumuz şeyleri savunmamak mı? Değer verdiğimiz şeyleri bırakmak mı? Bazı insanlar yaptıkları şeylerin sonuçlarına bakmadan onları yapmaya devam ediyor, savunduğu şeyin doğru olduğuna inanıyor ve onu sonuna kadar koruyor; ama bir türlü köklü değişim yaratamıyor, bazılarımızın zihinlerine şu soru düşmüştür “iyi, ama nasıl değiştireceğiz dünyayı?

Sadece “Bırakalım artık!” Bir şeylere değer veriyormuş gibi davranmayı bırakalım, sırf “ben de buradayım” demek için Dünya’da yaşanan ‘kötü’ olayları kendimize alet etmeyi bırakalım. Bugüne kadar ne yaptık? Sosyal medya hesaplarında profil fotoğraflarımızı kararttık, saldırdık, kızdık, üzüldük, savunduk ve koruduk, peki yaptıklarımız bizi şu an nereye getirdi? Evet, Dünya’da kötü şeyler oluyor. Toplumu oluşturan bireyler olarak; senin de benim de bu işte parmağımız var. İnsanları bugüne kadar hep ikiye ayırdık, iyi ve kötü. Kendimizi hep “iyi” tarafa koyduk, hep karşı taraf kötüydü. İyiliğin her zaman kötülüğü yendiğini düşüncesi ya da arzusu vardır zihinlerimizde, peki iyi olmak gerçekten nedir ki? Barış istemek mi? Herkese yardım etmek mi? Peki, sadece bunlar yeterli mi? İyilik gücünü nereden alır? Sevgiden! O zaman iyi insanlar olarak kötülere de kucak açmamız gerekmez mi? İlk duyduğunuzda zor gelmiş olabilir. Kötülere kucak açmak… Küçük bir örnekten yola çıkalım. Düalite’nin (ikilem) varlığından beri duyu organlarımızla algıladığımız her şeyi düalite ile açıklamaya başladık, mesela karanlık diye bir kavram neden vardır? Karanlığı nasıl tanımlarız? Karanlık; ışığın olmadığı ortamdır. Yani ışık olduğu zaman karanlıktan bahsedemeyiz. Bizler karanlığı hep kötülükle eş tutmuşuzdur ve karanlığı yok etmek, yani aydınlığı isteriz. Aydınlığın olduğu yerde karanlığın barınamadığı gibi, iyiliğin olduğu yerde de kötülük barınamaz. Madem biz kendimizi hep iyilerin tarafına koyuyoruz, kötülük ve kötü olanlar bir anda iyi olanlara dönüşmeli değil mi? ışıklar açıldığında karanlığın dolaştığı yerler nasıl aydınlanıyorsa, iyilerin olduğu yerde de kötülerin içinde güneşler açmalı?

Kötü olanları kendimize benzetmeliyiz ama nasıl ?

Yapamıyor muyuz? O zaman yine bir yerlerde bir şeyleri kaçırıyoruz demek ki, çünkü iyilik hep üstün çıkar. Kaçırdığımız nokta şu cümle olabilir mi:

Hayatta kimseyi değiştiremezsin ve kimse için değişmemelisin. Ne sen başkası için mecburi istikametsin; ne de başkası senin için. Yorma kendini; bırak hayatına eşlik etmek isteyenler seninle gelsin.

Charles Bukowski
Charles Bukowski

Kendimden başka kimseyi değiştiremiyorsam, kendimi öyle bir konuma getirmeliyim ki; benim yarattığım enerji alanı bir güneş gibi doğduğu yeri tamamen aydınlatmalı. Ben kötüleri değiştirmeye çalışmamalıyım, ben kendimi yüceltmeye çalışmalıyım. Bir Güneş olursam karanlığın her bir zerresi benimle aydınlanır; ama şu an sönük/etki etmeyen/parlamayan bir yıldız isem ve başka yıldızlara parlamalarını söylüyorsam, parlamanın ne anlama geldiğini diğer parlamayan yıldızlar nasıl anlayacaklar? Fakat ben çalışır, didinir ve kendimi çok parlak bir yıldız haline getirirsem, yani Güneş olursam; diğer gezegenlere bile etraflarını aydınlatacak ilhamı vermiş olurum. Güneşin olmadığı zamanlarda Ay’ın bu görevi üstlenmesi gibi. Yani bu durumda, önce nasıl parlamam gerektiğini bulmam gerekiyor.

Bugüne kadar hep kötülükle savaştık, bu kadar savaşılmasına rağmen neden artıyor? Madem bu kadar iyilik yapıyorum, iyilik düşünüyorum… Çünkü; iyilik düşünürken bir yandan da kötülerin olmamasını istiyorum. Evet, haklısınız; kimse kötülüğün olmamasına karşı çıkmayacaktır. Peki ama kötülük neden kötülük? Kötü insanlar hiç değişmediği için mi? Biz iyi insanlar olarak kötü insanlar değişmediği için hep öfkelendik, özgürlüğümüzü kısıtladılar diye kin duyduk, savaştık; ama biz iyi insanlar değil miydik? Peki iyi insanlar olarak neden bizim zihnimizde de öfke, kin ve savaş gibi kelimeler var? Hani biz sadece güneş olacaktık ?

Öfke

Ben neden kötü insanlar değişmiyor diye ve özgürlüğümü kısıtlıyor diye öfkeleniyorum? Neden öfkelenmeyeyim ki demeyin. Birlikte düşünelim. Kolay olan öfkelenmek! Güneş olup sürekli parlamak emek ister, Güneş karanlığın orada olup olmadığını görmez, doğduğu anda her yeri aydınlatır, karşısındakinin rolüne bağımlı kalmadan görevini yapar ve aydınlatır. O zaman bizim de oynanan kötü rollere karşı öfke hissetmek yerine; aslında hepimizin özünün bir olduğunu hatırlayıp, sevginin güçlü enerjisini kullanmak işe yarayabilir mi acaba? Yani kötü rol oynayanlara öfkelenmek yerine onlara sevginin ne olduğunu hatırlatmak yardımcı olabilir mi? Evet, biliyorum bu cümleleri de belki çok duyduk; ama “Ne yapmamız veya nasıl yapmamız gerektiği bize hiç söylenmedi.”

En azından susmasını bilmemiz gerekiyor! Durun. Niye susayım ki demeyin. Başka bir şeye dikkat çekmeye çalışıyorum. Dudaklarımızdan sevgi sözcükleri dökülmeyecek ise susarak; değer vermediğimiz varlıkların, hatta zarar verdiğimiz varlıkların ve Doğa’nın bize daha iyilerini getirmesini beklemeyerek, öfkemizle, aç gözlülüğümüzle, bağımlılıklarımızla, egomuzla ve kontrolsüz arzularımızla dünyayı bu duruma hep birlikte getirmedik mi? Ne düşündüğümüze, ne konuştuğumuza ve nasıl davrandığımıza bir bakın! Zihnimizden sürekli öfkeli düşünceler mi geçiyor, yoksa bir şeyi gerçekten köklü değişime uğratacak sevgi düşünceleri mi geçiyor ?

Bir an için, içinde olduğumuz bedenlerin dışına çıkalım ve gökyüzünden Dünya’da neler olup bittiğine bakalım, fark etmeye çalışalım her şeyin daha da kötüye gittiğini ve bugüne kadar hiçbir şeyi değiştiremediğimizi, demek ki; bugüne kadar yaptığımız yöntemler işe yaramamış ! O zaman farklı bir adım atmaya çalışalım, yüzyıllardır hiç atılmamış olan bir adım ! belki işe yaramayan yöntemi değiştirirsek, bu sefer çözüm bulabiliriz, o adım ne biliyor musunuz?

O adım “sen”sin !

Bir an için duralım ve artık hiçbir eylemde bulunmayalım, konuşmayalım ve düşünmeyelim, önce bir nefes alıp soluklanalım ve bedenimizi rahatlatmaya çalışalım, sonra zihnimize yeni bir düşünce gelmeden  “BEN KİMİM” diye bir soralım, benim buradaki rolüm ne? Ben ne yapıyorum? Kötü rol oynayanlara karşı kötülükle cevap veriyor muyum? Vermiyor muyum? Sanki bir film izliyormuşçasına kendimizi bir analiz edelim: kötü insanlar karşımıza geldiğinde içimizden öfke, nefret, küfür, suçlama enerjisi çıkmıyor mu? Zaten bugüne kadar hep aynı yöntemleri takip ettiğimiz için bu durumda değil miyiz? Biz iyiliği yaymaya çalışırken hep olaylar tersine gitti, çünkü itiraf edelim biz de kötü rol oynayanlar gibi zihinden de olsa kötü roller oynadık, karanlığın karanlığa değil, güneşe ihtiyacı var, herkesin sevgiye ihtiyacı olduğu gibi; öfke patlamalarına, kavgaya, dövüşe veya küfre değil.

Yin Yang

İnsanlık şu an geldiği noktada çok fazla acı yaşarken biz de onların acılarına tuz basıyoruz. Ben ne yapıyorum demeyin. Kötülüğe öfke duyuyoruz, korku hissediyoruz… Limon tohumu ektiğinde limon ağacının çıkması gibi; öfke ve korku tohumları ektiğimizde de öfke ve korku ağacı güzel meyveleriyle bizi kandırmaya devam etmeye çalışacak. Bu durumda yapılması gereken 2 şey var, ya olumsuzluğa katkıda bulunmayacağız ya da iyiliği güçlendireceğiz. Katkıda bulunmamayı “duyarsız” olmakla ilişkilendiren insanların sayısı çok fazla olacaktır, çünkü günümüzde “DUYARLI” olmak tepki göstermekle bir tutuluyor. Tepki vermeyelim, yanıt verelim. Duyarlı olmak adı altında savunduğumuz tarafın görüşlerine sıkı sıkıya tutunuyoruz. Neden? O tarafın bir parçası olmak güvende hissettirdiğinden dolayı sırf eleştirilmemek için, taraf olduğu yerden dışlanmamak için… ama insanlık olarak nereye gidiyoruz diye bakmak akla gelmiyor. Aslında şu son 20 yıla bile bakılsa; özgürlük, barış ve sevgi için bir çok adım atılmaya çalışılmıştır ama sonuçlar ortada; her şey daha da kötüye gitmekte, madem bir şeyleri değiştiremiyoruz, madem gördüğümüz görüntülerden etkilenip yine üzüntü ve öfke duygularımız açığa çıkıyor, o zaman olan biteni de izlememek gerekir, bizi sosyal paylaşım sitelerinde yorum yapmadığımız için, ya da sokaklara çıkıp savaşmadığımız için eleştirenler ve “kötü”leyenler varsa, onlara da inanmamak gerekir, çünkü onlar da bizi kötüleyerek etrafa “kötü” enerjiler saçıyorlar, yani aslında kendileri de kötü rol oynamaya devam ediyorlar, çünkü bizi “iyi”lemiyorlar”, “Kötü”lüyorlar.

Biraz daha derinine inmeye çalışırsak:

Savaş karşıtı değilim, barış yanlısıyım.

Agnes Gonca Boyacı ( Rahibe Teresa )
Agnes Gonca Boyacı ( Rahibe Teresa )

Bunu söyleyen bir kişi acaba ne düşünerek söylemiş olabilir? “Savaş karşıtı olmak” ve “barış yanlısı olmak” arasında ne gibi bir farklılık olabilir? Evet, kimse savaş istemez, savaşa karşı olmanın nesi var? “Savaşı istemiyoruz sonuçta” denilebilir, fakat bu iki bilinç arasında dağlar kadar fark vardır.

iki inatçı keçi

Karşıtlık Nedir ?

Bunu en basit fizik kanunları da açıklayabilir, sabit duran bir cisme itme kuvveti uyguladığınızda ve bu cisim uçurumdan aşağı düştüğünde parçalanır ve bir daha eski haline gelemez. Eğer size karşı direnç gösteren bir insanın karşısında durup siz de onu itmeye çalışırsanız ve iki tarafta hiçbir zaman birbirini itmekten vazgeçmezse; iki taraf da yorulup birbirlerine zarar verir ya da biri “güçlü” çıkar ve diğerini uçurumdan aşağıya atar! Buna en uygun örnek; bir köprüde karşılaşmış iki inatçı keçi hikayesi gösterilebilir. Karşıtlık en nihayetinde her zaman en azından 1 tarafa zarar getirir, önce bunu kabul etmek gerekiyor, direnç ne kadar artarsa geri gelecek tepki de o kadar büyüyecektir. Rahibe Teresa böyle bir cümleyi kurarken çok ince bir çizgiyi fark etmiş olmalı ki barış yanlısıyım demiş.

Bir konuda birinin yanında olursanız ne olur?

Deyimlerimizden bir tanesi aklınıza gelmiş olabilir “Birlikten kuvvet doğar”, Aaa! bir dakika, ama zaten sokaklara çıkıp bir şeyler için birlik olunuyor değil mi? Hatta barış yanlısı olmak başlıkları altında bile bir araya geliniyor, evet görünürde her şey tamam ama burada anlatılmaya çalışılan bu değildir, her şey her zaman göründüğü gibi olmuyor… Bu konuyu istediğiniz yöne çekebilirsiniz, ben “niyet” yönüne çekmek istiyorum, oluşturduğunuz birlik bir şeylere karşı gelmek için mi, yoksa herkesin iyiliğini düşündüğünüz bir şey mi planlıyorsunuz? Eğer bir şeyi yok etmek için çalışıyorsanız, size direnenlerden yine bir farkınız kalmamış demektir ve bu savaşı dünyayı yok edene kadar sürdürebilirsiniz! Yani sadece barış yanlısı olma niyetinde olmak da yetmiyor. Niyet temiz olabilir ama atılan adım kirli de olabilir. Öfke enerjisiyle bir işe başlamış olabilirsiniz ya da karşı tarafı yok etme enerjisiyle de. Birlik olma amacı güzeldir; ama birlik olup birileriyle savaşmayı değil, iyiliği kendi aramızda nasıl daha fazla geliştirebiliriz diye konuşmalı, ben kendimde neyi değiştirirsem iyilik daha fazla yayılır diye düşünmeliyiz? ilk adımı kendimizi değiştirme niyetiyle attığımızda; bizim dönüşümümüzü görenler de değişmeye başlayacaktır. Zamanla kötülük nasıl arttıysa, zamanla iyilik de artacaktır; ama bir şeyin karşısında olarak değil; her şeyin, herkesin yanında olarak, HERKESİN diyorum, evet evet! Doğru duydunuz, sadece iyi rol oynayanların değil, kötü rol oynayanların da yanında olmaktan bahsediyorum. Kötü rol oynayanlarla işbirliği yapıp onların amaçlarına destek olalım demiyorum, sadece kötülüğü dönüştürecek gücümüz yoksa, kötülüklerini körüklemeyelim diyorum. Kötülüğe karşı çıkmayalım, iyi düşünelim, iyi konuşalım, iyi davranalım; ta ki kötü rol oynayanları bile değiştirebilecek güce sahip olana kadar. Kötü rol oynayanların gözlerinin önünde bulunan perdeleri yakabilecek tek güç var; o da sevginin ısısı. Onların iyiyi görebilmelerini sağlamak ise merhametten geçiyor, merhamet duyalım, şu an sadece hakikati göremediğinden böyle yapıyor diyelim, hakikati göremedikleri için öfkelenmeyelim, şu en basit ayrımı yapalım:

Olumsuz Enerjiler: öfke, endişe, üzüntü, korku…

Olumlu Enerjiler: sevgi ,güven, merhamet, güç…

Yaptığımız eylemleri her seferinde hangi enerjiyle yaptığımızı kontrol edebiliriz, eğer başlangıç enerjisi olumsuz enerjiler sınıfından biriyse, o eylemi yapmamayı seçebiliriz, kötü rol oynayanların karşısında otomatikman içimizden öfke, endişe, üzüntü ya da korku mu çıkıyor? Yoksa otomatikman içimden sevgi, güven, merhamet ve güç mü çıkıyor? Çoğumuzun içinden ne çıktığını biliyoruz, olan bitenlerden siz de yorulmadınız mı? Yıllar boyunca bu duyguların esiri olarak yaşadık ve elimizde şimdi ne var? Daha kötü bir dünya! Şimdi hadi gelin el ele verelim demeyeceğim, önce herkes kendisi için düşünsün ve karar versin, bu dünyada hangi duyguları yaşamak istiyorum? İyi enerjiyle adımlarını atan insanlar hayatlarına doğru şeyi doğru zamanda çekmeyi becerebiliyor. Hâlâ öfkelenip savaşmak istiyorsanız, savaş alanı sizi bekliyor! Ama değişimi başlatma zamanı geldi diyorsanız bilinç durumumuzdan, düşünce yapımızdan ve eylemlerimizden başlayarak adımları birer birer birlikte atabiliriz, dünyayı yeni bir perspektiften, daha güzel ve mutlu deneyimleyebilmek için ilk adımların buralardan geçtiğine inanıyorum, huzurlu yaşamak isteyenler kendilerini belli edeceklerdir.

(Not: Bu yazının başlığının içerikle çeliştiğini düşündüyseniz, hatırlattığınız için teşekkür ederim)

Yazar: Fatih Kaya

Editör: Buğra Saygı

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s